|

Öldüğünü duyunca heybetli kişiliğini, sonuncusu olan ve üç saatin üzerinde
yaptığımız uzun sohbetimizi hatırladım... Biraz da telaşla bu sohbet
sırasında tuttuğum notları, masamın karışık çekmecesinde zoraki buldum.
Notlarıma bakıp şöyle bir hesapladım... Aradan tam bir yıl iki ay beş gün
geçmiş...
Ve o şimdi yok... Tabi sohbet etme imkanı da!!!
Sıcak bir yaz günü Konyaaltındaki ünlü restaurantında Antalya'nın
restaurantçılık
alanındaki en büyük ismi 7 Mehmet ile sohbet ediyorum.
Konyaaltı obalarının son yılı, kaldığım oba'dan yürüyerek 7 Mehmet
restauranta geldim... Öğleden sonra gazeteye telefon etmek için
uğramıştım...
Her zamanki köşesinde oturan 7 Mehmet ile sohbetimiz giderek koyulaşıyor ve
ben notlar almaya başlıyorum...
Üç saatten fazla süren sohbetimiz esnasında yaz günü olmasına rağmen hava
kapanıyor, biraz da yağmur yağıyor... Bu yağmurla tıklım tıklım olan plaj
bir anda boşalıyor... Ama bizim sohbetimiz sürüyor. |
- Kimdir 7 Mehmet?
Nasıl doğmuş bu isim?... Nerelidir? Bugünlere nasıl gelmiştir?
Özbe öz Antalyalıyım...
Diye söze başlıyor Mehmet Akdağ ve devam ediyor. Babamı çok küçük yaşlarda
kaybettim sekiz yaşıma geldiğimde emsallerim okula gidiyorlardı... Annem
ise beni bir lokantaya vermek zorunda kalmıştı. Yokluk ve sıkıntı içindeki
aileme katkıda bulunayım diye, Ustam Hacı Hasan'dı ve mesleğinde çok
ünlüydü... Kendisini her zaman minnetle andığım ustamdan çok şey
öğrendim... Bu öğrendiklerimle ben de çok insan yetiştirdim...
CUMHURİYETİN kuruluşunun hemen sonrasında Antalya'ya gelen Atatürk'e
Belediye binasının bahçesinde açık havada, çiçeklerin içerisinde yemek
verdik... Bahçe arasından birçok bahçede dolaşarak topladığımız taze
fasülye ancak bir yemek yapacak kadardı... O yıllarda bugünkü gibi sera
filan yok. Mevsim ilkbahar'ın ilk ayı... biz buna rağmen Büyük Kurtarıcı'ya
mahcup olmadık ve çok sevdiği taze fasulye yemeğini kendisine sunduk.
- Mehmet amca, ilk
lokantanı yani kendi yerini nerede açtın? Nasıl bir başlangıç yaptın?
Belediye iş hanının İbrahim
Yaprak'ın dükkanının hemen yanında küçük bir çorbacı olarak kendi işyerimi
açtım... İlk gün, demirciler çarşısındaki esnafa askı ile çorba servisi
yaptım ikinci gün bu servisi kaldırdım ve beklemeye başladım... Çarşı
esnafı öyle bir hücum etti ki, zaten küçük olan dükkanımın önünde kuyruk
meydana geldi... Taktiğim tutmuştu... Bol tereyağlı çorbamın tadını alan
esnaf, daha ikinci gün dükkanımın yerini öğrenmiş, benim servis yapmama
gerek kalmamıştı... İşi biliyordum ama, imkansızlıklardan geniş bir yerim
ve takımım yoktu... Tam o günlerde, savaş sırasında burayı terk eden 350
Rum, memleketleri olan Antalya'ya gezmeye gelmişler... Zamanın Belediye
Başkanı Seyit Ali Bey, bu 350 Rum'a yemek vermek istemiş... O yıllarda
Antalya'da üç tane iyi lokanta var... Bunlar, Ankara, 96 ve Bedri İnci.
Bunlar ile görüşen reis, çok para istemeleri üzerine bana geldi, ben de
takım bulursanız bu işi üstlenirim dedim... Ancak takım bulmak yine bana
düştü ve Burhan Kilit'den veresiye takım aldım... Tam 350 kişiye Belediye
Salonunda hiç para almadan yemek verdim... Yalnızca malzeme parasına...
Zaten Belediye'nin böyle ziyafetlere ödeyecek parası da yoktu...
Şimdiki Belediye iş hanı balıkhane idi ve onun güney tarafında İtfaiye
Müdürlüğü vardı... Benim küçük dükkanımın karşısında idi... İtfaiye bu
yeri boşaltınca burası ihaleye çıktı... Çekişmeli geçen ihale sonucunda
Belediye Reisi Seyit Ali Bey'in de yardımı ile burayı BİN Liraya ben
tuttum ve ilk tabelamı buraya astım...
- 7 Mehmet adı
nereden geliyor veya size bu ismi kim taktı?
Bunu bana bu güne kadar kimse
sormadı... Ben de her halde biliyorlar ki sormuyorlar diye düşündüm...
Benim anlıma dikkat ile bakın! Şu gördüğünüz iz, küçükken bir düşme
esnasında olmuş ve tıpkı eski yazı 7 rakamını andırıyor. Bu yüzden küçük
yaşta emsallerim beni 7 Mehmet diye çağırırlar idi... Ben de madem beni
böyle tanıyorlar diyerek ilk tabelamın üzerine 7 Mehmet yazdırdım...
Böylece 1940'lı yıllarda başlayan 7 Mehmet Restaurant adı bu günlere kadar
sürüp geldi... Bu arada ilginç bir şey söyleyeyim... Dışarıdan gelen
turistler, beni 7 manasına gelen (Seven Mehmet) diye arayıp buluyorlar...
Bakın size bununla ilgili bir anımı anlatayım... İngiltere'den 60 kişilik
bir milyarderler grubu gelmiş ve kendilerine verdiğim yemeği baştan sona
filme almışlar idi... Bu film İngiltere'de de oynayınca İngiltere'de
de tanınan bir isim olmuştum... Celal Bayar, Adnan Menderes ve daha
sayamadığım bir çok büyük isime yemek verdim....
Türkiye'de turistin ve turizmin henüz bilinmediği yıllardı... Türkiye'ye
ilk turist kafilesini getiren Burhanettin Onat'dır... Bu kafile ile
Antalya'ya geldi... Zamanın Belediye Başkanı Hayret Şakrak benden rica
etti ve ben üç gün bu gruba yemek servisi yaptım... Bunu anlatmamdaki
maksadım, ilk turist kafilesine yemek vermek bana nasip oldu...
Yemediğim yemeği servise koymam.
Geleneksel Türk mutfağını çok iyi bilenlerden birisiyim... Yemediğim
ve emin olmadığım yemeği müşterilerime vermem. Mahmut Konuk'un davetlisi
olarak Antalya'ya gelen Vehbi Koç için zeytinyağlı yaprak dolması
yaptım... Manavgat şelalesinde yemişler, yemeğin tadı damağında kalan
Vehbi Koç, beni görmek, tanımak istemiş. Mahmut Konuk ile birlikte
geldiler ve bana aynen şu sözleri söyledi; Dünya'nın bir çok ülkesindeki
nice ünlü ustalar bile böyle güzel böyle lezzetli bir yemek yapamazlar ben
ömrümde böyle güzel böyle lezzetli ve severek yemek yemedim. Seni tebrik
ederim...
Elektrik
kontağından çıkan Konyaaltındaki restauranttaki yangını anlatırken sanki o
anı tekrar yaşıyordu 7 Mehmet...
Yangın haber verilipte geldiğim
zaman, alevler her yanı sarmıştı, yanan benim adımı taşıyan benim
dükkanımdı... Dayanamayıp bayılmışım... Hastanede gözümü açtım ve bir süre
hastanede tedavi gördüm... Yangından sonra harap olan restaurantı, tüm
işçileri ile birlikte beraberlik içerisinde kısa zamanda yeniden hizmete
açan 7 Mehmet, yangının izlerini yok etmek için hayli masraf ederek daha
modern hale getirdiği restaurantında, her zamanki köşesinde çektiği
güçlükleri unutmuş, oturduğu yerden 69 yaşında yorgunluğunu gelen dostları
ile selamlaşarak gideriyor.
TBMM Başkanlığı'nın imzasını taşıyan takdirnamenin yanı sıra, bir çok
hükümet üst makamlarından takdirnameler aldığını anlatan 7 Mehmet bunların
çoğunun çıkan yangında yandığını ve bundan duyduğu üzüntüyü dile
getirirken, kaybettiği manevi değerlerin bir daha yerine gelmeyeceğinin
bilinci içerisinde, gözleri doluyordu...
Benim zamanımda lokantacılık yapanların hepsi iyi para kazandılar mal,
mülk sahibi oldular. Ben tam kırkbeş yıldır çalışıyorum... Allah'a
şükürler dört evladım var ikisi erkek ikisi kız onların istikbalini
kazandım... Bir evim, üç restaurant açacak kadar da malzemem var...
En önemlisi tertemiz ismim ve bitmeyen servet dedikleri itibarım...
Baba mesleğini yüksek tahsile tercih
eden iki oğlu için şöyle konuştu 7 Mehmet Akdağ...
Ben ikisin de okutmak istedim. Ama baktım ki benimle yarış halindeler...
Ben de bütün işi, gördüğün gibi onlara bıraktım, bunun faydasını da
fazlasıyla gördüm... Benim cesaret edemediğim bütün atılımları çocuklarım
çağın icap ettirdiği bir şekilde yapıyorlar, geleneklerimizi ve
özelliğimizi bozmadan. Her babanın gönlünde yatan, evlatlarının adını
yaşatmasıdır...
7 Mehmet, bu konuda ender ve şanslı babalardan birisidir... Geride
bıraktığı 50 yıllık 7 Mehmet ismi, öyle inanıyorum ki, Hakkı ve
Sadullah'ın da çocuklarına intikal ederek, daha nice 50 yıllar
Antalya'mızda yaşayacaktır...
Yaşatılmalıdır...
|