Yayla Palas'a Geçiş

Belediye, balık halinin olduğu alanda yenileme çalışmalarına başlayınca, lokantanın da içinde olduğu köşe binaya yıkım kararı çıkmış. Dedem de dükkânını, 200 metre ileride yer alan Yayla Palas Otel’in birinci katına taşımış. Taşımış ama, Antalyalı pek yürümeyi sevmez ya, açıldığı ilk zamanlar restoranın yeni konumundan ötürü işler pek rast gitmemiş. Geleni gideni az olmuş. Bir de zamanında, orası için Antalya’nın en lüks, en şık restoranı denirmiş. Bu sebepten ilk ve son reklamımızı da Yayla Palas’ta yer alan dükkân için, bir gazete ilanı olarak vermişiz: “Midesini ve kesesini düşünene, 7 Mehmet 200 metre ileride!” Yayla Palas’a taşınmasıyla 7 Mehmet, lokantadan restorana dönen bir işletme olmuş. Bina girişinden restorana çıkan çok şık ahşap merdivenlerinin sonunda heybetli bir akvaryum varmış ki, o zamana kadar Antalya’da öylesini kimse görmemiş. Hatta babam bana anlatırdı; içine balık koymak için İstanbul’a gidip, dönüşte balıkların oksijenleri bitmesin, onlara nefes olsun diye torbalara üfleye üfleye getirirlermiş balıkları Antalya’ya...

Tabii yeni mekânla birlikte yemek çeşitleri çoğalmış, çeşitli içecekler menüye eklenmiş, oturma kapasitesi artmış. Restoranın gelişiminin ilk yansımaları burada olmuş. Bu arada restoranda işler rayına girdikten sonra çalışmaya hiç ara verememişler. Hatta öyle ki; dedemler 1960 ihtilalini Yayla Palas’tayken yaşamışlar. Sokağa çıkma yasakları olduğunda bile restoranı kapatmayıp, yemek servisine devam etmişler. Yayla Palas dönemiyle babam Hakkı Akdağ da 7 Mehmet Restoran’ın mutfağında, daha 6-7 yaşındayken boy göstermeye başlamış. Babamın okuduğu İnönü İlkokulu hemen Yayla Palas’ın karşısındaymış. Sonradan öğrendikleri kadarıyla babamın gözünde bir rahatsızlık varmış ve bir yere odaklanarak baktığında gözü sulanır, ağlar gibi görünürmüş. Okulda da ders çalışırken öğretmene, tahtaya, deftere bakarken gözleri sulanırmış. Dedemin arkadaşı da olan öğretmeni, babamı kulağından tuttuğu gibi caddeyi geçip onu restoranın bulaşıkhanesine bırakırmış, “Senden bir şey olmaz, burada çalış bari!” diyerek... Gerçi sonraları babam bu durumla dalga geçerek “Adam ileri görüşlüymüş, baksana biz de lokantacı olduk” diye durumla eğlenirdi. Babamın, dedemin çırağı olarak ona yardım ettiği yıllar hızla geçmiş. Hatta şöyle enteresan bir hikâyeyi de babam bize anlatırdı. Askerden izne geldiği zamanlarda, dedem restoranın başaşçısını izne gönderirmiş ki babam ona yardım etsin. Babam da “Ben askerden izne geldim, niye çalıştırıyorsun baba?” diye ona söylenirmiş. Babam o zaman bu duruma çok içerlemiş olsa da sonra bize anlatırken dedemin bu hareketinin ne kadar değerli olduğunu vurgular, duygulanırdı.